2/12/2009 - bilgi toplumu-2
Bilgi toplumu olma gayesinde olan Türkiye maalesef eğitiminin iflas noktasına gelmesinden dolayı bilgi toplumu gayesini ancak bilgi toplumu hülyası olarak yaşayabilmektedir. İflas etmiş eğitim sistemi elbette bireylerin yeteneklerini törpülemekte hatta yok etmektedir. Okumak gibi bireyi bulunduğu noktadan kat be kat yukarılara taşıyacak bir eylem maalesef bizim toplumumuzda eksi derecelerdedir. Okumayan bir toplumun “bilgi toplumu” olması mümkün müdür? 
Okumak o kadar önemli ki bireylerin ve toplumların değişmesi sadece okumaya bağlıdır. Maalesef ülkemizde okumaya ayrılan zaman yılda ortalama 10 saniye kadar. Okumayınca bir millet değişmez. Allah değişimi istemeyen milleti değiştirmez.Bilgi toplumunun temeli insan olduğuna göre insan kalitesinin yükselmesinden başka çare yok.
Tük halkları lider eksenlidir. Toplumun hareketi liderin özelliklerine göre durum değiştirmektedir. Kadim zamanlardan bu yana bu özellik Türklerin karakteristik bir özelliğidir. Bizde liderin verdiği talimat gösterdiği yön çok önemlidir. Bu durum Türklerin tarihi şartlara bağlı ortaya çıkan “asker toplum” olma özelliğinin bir tezahürüdür. Avrupa’da bireycilik ön plandadır. Halk organize olmuştur ve bazı kurallar devlet değişse de değişmez. Siyasi ve iktisadi projeler bir devlet politikası olarak devam ettirilir. Hangi lider gelirse gelsin devam ettirilmesi gereken işler inkitaya uğratılmaz.
Lider eksenli toplumumuzda değişimin artı veya eksi değer kazanması tamamen liderin performansına endekslidir. Bu noktada lider tarafından gösterilen hedeflerin sağlıklı olmasını temenni etmemizden azade yapabileceğimiz bir şey de kalmıyor.
Bilgi toplumu ya da bilge toplum olmak için ne yapmalıyız? Hatta bu iki toplum özelliğinden de taşan ve bu özellikleri de aşan bir toplum olabilir miyiz? Bu soruları sorabilmek için bile öncelikle asker toplum sıfatından paklanmak zorundayız. Lider sultalarından (lider derken geniş manada ele alıyorum:şeyh, parti başkanı, ağa, ağabey, hoca vs.) kurtulmak zorundayız. “ özgün ve özgür” bireyler ancak bilgiyi edinen işleyen ve eyleme dönüştürebilenlerdir.
Her toplum içinde ideal bireyler barındırır. Ne var ki “beklenilen” değil “bilinendir” bu gerçek. “olan” değil “olgudur”. İstenilen “geliştirilmiş” “geliştirilebilen”dir. Arzulanan İdeal bireylerin toplumda keyfiyetli kemiyet haline gelmesidir.
Yukarıdaki özelliklerin bulunabildiği toplumlar bilgi toplumu olmaya hak kazanmış olan toplumlardır. Yoksa “cemaat toplum” olmaktan kurtulmak mümkün değildir. Gerçi doğulu toplumlardan nasıl bilgi toplumu çıkar bu da cevabı kolay verilemeyecek bir soru. Batının anladığı ya da yaşadığı manada bir demokratik anlayış seküler bir yaklaşımı doğulu toplumlarda bulmak safdillik olur. Binlerce yıllık gelenekleri hiç yokmuşçasına yok sayıp batı tipi modern toplumu yaşama koymaya çalışma öyle kolay değil.
Toplumu değiştirmede elbette o toplumun tarihini de göz önüne almak gerekir. Tarih çok sağlıklı olmadığı zamanlar olsa da sağlam bir yol göstericidir. Toplumun yeniden kurgulanmasında toplum mühendislerinin ellerine oldukça önemli materyaller sunar. Uygur Türk devleti bilgi toplumu olabilmemizin sırlarını pekala içinde barındırır. Uygurlardan kalma yazmalar bugün maalesef batı kütüphanelerinin raflarını süslüyor. Selçukluların, Karahanlıların toplum yapıları Türk sivilizasyonu, Türk medeniyetini anlamamız açısından oldukça önemli. Batılıların Türk medeniyeti tasavvuru at, silah, savaş ve göç olmuştur her zaman. Hakikati açığa çıkarmaz bu. Türklere ait ilk yazıtlar bulunduğunda o gün için son derece mükemmel bir yazı dilini Türklerin yazmış olabileceğine ihtimal vermediklerinden bu yazıtların kendi atalarına ait olduğu inancının getirdiği heyecanla heyet heyet soluğu yazıtların dibinde aldılar. Olamazdı Türkler ilkeldi ve asla bu taşlara bu kadar güzel edebi sözler yazamazlardı.
Uygur ve Selçuklu toplum yapısı şöyle dursun Osmanlı toplum yapısının da tam manasıyla açıklığa kavuştuğu söylenemez. Ancak Osmanlının bilgilerine ulaşmak Uygurların bilgisine ulaşmaktan pekala daha kolaydır. Doğal olarak Osmanlının varisi bir toplum olmamız bizim “bilgi” ya da “bilge” toplum olmamız yolunda Osmanlıyı referans almamızı zorunlu kılmaktadır. Yani bilgi toplumu olma yolunda ilerlerken yol rehberimiz Yunan-Roma medeniyeti değil Osmanlı medeniyeti ol(acak)malıdır. Çünkü bizim bilge toplum şifrelerimiz Osmanlı içinde saklıdır. Avrupalılar her ne kadar Osmanlı medeniyetini hatta Türk medeniyetini görmezden gelseler de bu hiçbir şeyi değiştirmez. Sonuçta dünyaya yön veren her nizamın kökünde “bilgi” toplumu vardır. Dolayısıyla Uygurlarda Selçuklularda olduğu gibi Osmanlılarda da bu vardı. Elbette Yunanlılarda, Romalılarda, Emevilerde Abbasilerde de vardı.
Cumhuriyetten sonraki dönemde toplum çok çok hızlı bir değişime sürüklendiğinden bugün de sağlıklı bir toplum yapısına sahip değiliz. Osmanlı zaten çökerken bilgi toplumunun Osmanlıda var olduğunu söylemek abesle iştigal etmiş olmaktır. Ne var ki Cumfuriyet Türkiyesi de bu çöküntünün üstüne oturmuş ve yeniden yapılanamamıştır (zihniyet olarak). Gerçekten hızlı değişim toplumu daha da germiş ve içinden çıkılmaz sorunlar yumağı haline getirmiş bugün hala milli eğitimini düzeltememiş, alevi sorunu kürt sorunu gayri Müslim sorunu gibi sorunları daha da derinleştirmiştir. Bugün Türkiye bu sorunların üstesinden gelmeye çalışıyor. Başarılı olup olamayacağını zaman gösterecek. Türkiye bu tarihsel sıkıntılarını aştığında Fatih Sultan dönemindeki o bilimsel ve ruhsal gelişimini tekrar yaşayacaktır.
Fatih dönemi sadece kuru bir “bilgi toplumu” değil aynı zamanda “ bilge toplum” du. Biz de bilge toplum olmak için çabalamalıyız. Ancak bilge toplum olma yolu bilgi toplumu olma yolundan daha çetrefilli. Batı bilgi toplumuydu sadece. Onun için bilgileri arttıkça iştahları da kabardı. Sahip olma zengin olma hevesleri dünyayı büyük savaşlara sürükledi. Sadece batı değil hemen hemen aynı kültürün etkisinde olan Rusya için de aynı durum söz konusu. Bilgi maddi gelişimlerini sağladı fakat hikmet, merhamet damarlarını dümura uğrattı. Doğu toplumları ise tam anlamıyla görkemli sonun ezilmiş şahitleri oldular. Ne bilgileri ne de hikmetleri kaldı. Bunun sonucu en acı haliyle ödediler. Afrikalılar, Araplar, Asyalılar, Türkler vs.
Bilgi toplumu derken Osmanlıdaki ya da Selçuklu ve Uygurlardaki insanların hangi dönemde olursa olsun bilgi birikimlerinin az olduğu gibi yanlış bir fikir anlaşılmamalı kesinlikle. Osmanlılar zamanına kadar bile uzanmanın bir manası yok. Daha 40-50 lerdeki insanların bilgileri bazı konularda belki bugün bizden fazladır. Bilgi toplumu çok kitap okuyup çok bilgisi olan insanların fazlalığı demek değildir elbette. Bugün bir Buhari bir Zemahşeri bir ebu Hanife hatta Namık Kemal Şinasi Cevdet paşa Elmalı çapında ilim adamları ülkemizde yok. Fakat bu insanların yaşadığı toplum bilgi toplumu değildir. Bilgi toplumunun özelliği teknolojinin kullanılmasıyla da ilgili. Teknolojiye hakim olan bilgiyi en verimli şekilde hayatına yansıtabilen bireylerin oluşturduğu toplumlar ancak bilgi toplumudur. Yoksa kitabi bilgilere sahip bireylerin bütünü değildir bilgi toplumu. Benim yukarıda Fatih dönemini “ bilgi toplumu” kapsamına almam o günkü şartlarda “ bilgi toplumu” olma özelliği içindir. Yani genetik toplum şifrelerimizi araştırırken bilgi toplumunu kurarken baş vuracağımız doneleri daha iyi anlayabilmek için vermiş olduğum bir örneklemedir. Bugünkü anlamıyla “ bilgi toplumu” teknoloji saf dışı bırakılarak açıklanamaz. Çünkü teknoloji bilgi toplumunun en karakteristik özelliğidir. Yani bilgi toplumunda ödeme yapmak için dışarıda sırada beklenilmez. Eşya satın almak istediğinizde internet üzerinden siparişinizi verebilirsiniz. Bilgi toplumunda bilgiye ulaşmak için uzun mesafeler aşıp günlerce bilgi peşinde koşturmazsınız. Soğuk kış gecesinde sıcak evinizde dünyanın sizin için en uzak noktası hakkında bilgi sahibi olursunuz orayla sesli ve görüntülü konuşabilirsiniz. Demek ki bilgi toplumunun en belirgin özelliği zaman ve mekan sınırlamasının olmayışı. Bilgi toplumu derken vurgulamak istediğim bu tip bir hayat şekli. Bilginin hızlı bir şekilde akması edinilmesi depolanması değişmesi ve hatta bilginin nakde dönüşmesi.
Tabi sığ bir şekilde bilgi toplumunu sadece teknolojiye endekslemek de doğru olmaz. Teknoloji bilgi toplumunun tek olmazsa olmazı değildir elbet. Bilginin insan davranışlarına yansıması da en az teknoloji kadar önemli. Bugün için bilgi toplumunun bu yönü fazla kurcalanmıyor. Çünkü batılının ürettiği insanda kırma dökme öldürme hız vs. özellikler var. bu sinema film ve tiyatrolarına da yansımıştır. Bu virüsü dünya insanlığına bulaştırmışlardır. Hangi ülkenin tv kanalını seyrederseniz edin sanki dünyadaki her insan aynı şeyleri yaşıyormuş gibi görünüyor. Çünkü Amerika ve Batılının virüsünü kapmış bir dünyayla karşı karşıyayız. Bu kültürel etkileme dahi bilginin nasıl yanlış kullanılabildiğini göstermesi bakımından anlamlıdır.
İşte ben bilgi toplumunun yetersizliğinden yola çıkarak “bilge toplum” idealinin doğruluğuna ulaşmak istedim. Bilgiyle erdemi kaynaştıran bir “ bilge toplum” arzusundayım. Çok ağır bir istek mi oldu. Ne dersiniz.?
|