18.YÜZYILDA AYDIN İLİ’NİN NAZİLLİ ve KARACASU İLÇELERİNDE ŞEYH v

2014-12-01 13:52:00

      

Yıllar yıllar önce Aydın ilinin Karacasu ilçesinde bir zat karşısında Nazilli’li  zata şöyle diyebilmişti:

Gine bir bendei halei dildara şenk oldum
 Rahında nakdi huş harcedip bihuşu renk oldum
 Boyandım küf rü zifin ateşi aşkında bimest
 Göçüp bağı behçetten göz göre ehle zernek oldum
 Ruhu tebanda yarın tanelerin sayd etmek isterken
 Düşüp ol pençei zülfün şikar ı şeftan nik oldum
 Giriftar olduğum bildim olm çini gülisane
 Esiri hayali irengi ibni firenk oldum
 Gümü ebrusunu meyleder Rüşdi ol fettanın
 Dili sakini agyara şeyhi hedenk oldum.

Bundan sonra Nazillili  zat :” ”Oğlum Rüşdü düşün, çünkü düşünmek batıldan hakka gitmek ve cüzde mutlak olan küllü görmektir." Demişti.

            Bu zatlar Nazilli ilçesinden Mehmet zühdü Efendi diğeri  Süleyman Rüşdü Efendi.

            Mehmet zühdü Süleyman Rüştü’nün hocası. Süleyman Çilehaneden çıkınca MMehmet zühdü anlat bakalım neler düşündün anladın çilehanede diye sorunca Süleyman Rüştü şöyle konuşur: "Beni ilk çileye koyduğunuz zaman düşün demiştiniz. Neleri ve nelerin nedenlerini düşüneceğimi bildirmemiştiniz. Çilede düşündüm. Çileden çıktıktan sonra da düşündüm. Şu neticeye vardım; gördüğüm gerek varlık ve gerekse yokluk alemini tanrı nurunun ışığı olarak gördüm. Tanrı alemde meydanda olduğu için gizlenmiş bulunduğunu ve gizli kalmasına sebep olduğunu gördüm. Bütün kainatı aydınlatan bu güneşin mumla aranmakta olduğunu da düşüncem söyledi. Önüne ön, sonuna son olmayan bu büyük varlığın düşünce denilen en kıymetli varlığıda insanlara bahş ve lutuf eylediğini müşahade ettim. Ulu tanrının zatının muktezası olan bilgisinden insan alemine kadar bütün zerrelerden süzüler ek bütün alemlerden devrederek geldiğini insanın kainatın hulasası ve alemlerin . zübdesi olduğunu. bildim.

       Ulu tanrının sahip bulunduğu sıfatlardan dilediği ölçüdeki miktarlarla insanları süslediğine kaniim. Peygamberimiz Muhammet Mustafa'nın diğer adı olan Ahmed'deki "m" harfini çıkardığımız zaman Ahed kelimesiyle vehdaniyetinin de Hazreti Muhammed' de lütfen tecelli ettirilmiş olduğunu anladım. Gördüğümüz bütün mükevenatın ve öldükten sonra göreceğimiz alemi ukabanın selefimiz olan ilk insan Hazreti Adem için Hazreti Adem' inde Hazreti Muhammed için Hazreti Muhammed'in de bütün insanlık alemi için yaratılmış olduğuna kail oldum; "levenzelna" ayeti kesimesince yaratılan dağ ve taşların ve sair cümle varlıkların bu alemi emanet almaktan korktukları için insanlara emanet edilmiş olduğunu ve bu suretle insanların halefiyet tarikiyle ulu tanrının muradı ilahiyesiyle ilahi varlığı halife tayin edildikleri neticesini çıkardım.

      Gördüğümüz bütün varlıklar eşsiz sanatkar ulu rabbimizin masnuatı ilahiyesi olduğuna göre, her eserin müessiri sanatkar darı bir hüviyet taşıması çok tabiidir. Bu itibarlarla en küçük bir cüzünde büyük küllü, yani rabbimizi bulmak mümkündür. Gerci Hellacı Mansur gibi bazı zevat cuzu olan kendilerinde küllü varlığı müşahade edince "anelhak" demişlerse de buna iştirak etmiyorum. En iyi cevabı Derviş Yunus'un şu şiirinde bulmaktayım;  (ışıkla gelen erenler içer aguyu nuşider
 Topuğa çıkmayan sular denizle savaş eder.) “

            Hocası Mehmet Zühdü bu konuşmayı dinleyince ona: ”kafi, kafi! Rüşdü, senin öğrenim zamanın bitmiş, öğretme devrin gelmiştir. Git Karacasu'da, tekkeni aç. Düşündüklerini tatbik et. Ne kadar çileye maruz kalsan da insanları sevmekten farig olma. Aynı zamanda gündüz saim(oruçlu), gece kaim(namazda) ol.” diyerek şeyhlik ve hilafet ödevini ve tekkeden ayrılma iznini verir.

    İki dörtlük :

Şarabı aşkı içmişler. Cemali hakka düşmüşler
Yanıp aşka tutuşmuşlar, kesbi hararet var
Yanurlar yana gelmişler ana pervane demişler.(gelmişler)
Dönüp süphane gelmişler vüsalı hakka. davet var.  

İren miğracın esrarın görünür mevlanın envarın
Tutar küşenbe küftariyle bilür esrarı sohbet var
Çıkar ol mülkü lahute bıragır bunda nasute
Nezri mülki, melekütü.ol menzilde ne devlet var.

 

            Evet 18.yüzyılda Karacasu gibi küçük bir yerleşim biriminde insanlar hal dili olarak böyleydi konuşma dilleri de Arapça farsça karmaydı. Bugün Karacasuda Nazillide ve Türkiyede bu hallerin halk içinde vuku bulması neredeyse imkansız. Bu kadar üst perdeleri kavrayan bir toplum olmaktan fersah fersah uzağız maalesef ve maalesef…

Kaynak: http://www.atillaalpbaz.com/?o=1&y=228

 

280
0
0
Yorum Yaz