bütünlük

2014-08-28 21:36:00

            “Konuşmada bana tuhaf gelen yegâne unsur, son dönem Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarına da damgasını vuran ”kutsallık” vurgusu. Ak Partililer artık kendi başarılarını sadece ”tarihi” değil, ”ulvi” bir terminolojiyle anlatıyorlar. ”Devleti kutsamıyoruz” diyen bir hareketin 12 yıl sonra geldiği nokta, kendini kutsama. Davutoğlu da dün ”kutsal”, ”kutlu” gibi sıfatlar ve İslami referanslarla kendi dönemimin uhrevi bir anlamı olduğu söylemini devam ettirdi ki... Buna katılmıyorum. Siyaset, alt tarafı siyasettir. Parti de partidir. İktidar olmanın, yönetmelik çıkarmanın, bakanlar kurulu toplamanın, MGK toplamanın kutsal bir yanı yok. Ne burada, ne yukarıda.
Çünkü nihayetinde bu gezegende 8 milyar insan yaşıyor. Bunların sadece 77 milyonu bizde. Homo sapiens dediğimiz canlılar ise, 200 bin yıldır dünyada. Diyeceğim, hepimiz en fazla uzun bir yolda birer kum tanesiyiz.” Diyor Milliyet Gazetesinde Aslı AYDINTAŞBAŞ 28.08.2014 tarihli köşesinde.

         Evet bir bakıma söyledikleri doğru  lakin İslamın tek yönlü ya da iki üç yönlü yelpazesi olmuş olsaydı aynen Hıristiyanlık veya Yahudilik  gibi, yazdıklarına evet demek düşerdi .  1400 yıllık bir dininin disiplinlerinin ilmi fikri siyasi ve hatta gündelik çözüm pratikleri o kadar derin ve boyutlu ki buna kör sağır kalmak ya da bilmezlikten görmezlikten gelme yöntemiyle yazmak konuşmak doğrusu abestir.  Hemen her saniyede kainat ve bilinen bilinmeyen her şey  değişim dönüşüm içinde iken  Kuranın da hemen devamlı mucizevi bir şekilde her gün ve her zaman  farklı yönlerinin keşfedilmesi  ve insana/insanlığa çözümler sunmaya devam etmesi  Allah -insan-ruh-beden-dünya-uzay-yaşantı-düşünce-siyaset-eylemin birbirini  bütünler biçimde oluşu birbirinin içine girmesi artık ben müslümanım diyen kişinin nelerle karşı karşıya kaldığını ve nasıl bir denklemin içinde yaşadığını  anlamak bakımından önemlidir. Yani Kuranın sünnetullah dediği , matematik ve metafizik boyutların birleştiği  Rabbani kanunun her bilinç düzeyinde farklı işlevler icra ettiğini görebilmek gerekiyor.

         İslami öğretilerin kendilerinden çok uzak olduğuna inananların felsefi doktrinlere de mesafeli olamayacaklarını varsaysak (platon gibi vs.) mecburi istikametle Ademe yapışmış olmaları gerekirdi. Veya Adem’de dini hava var deyip sadece “insan” demiş olsalardı bile içinden çıkamayacakları keskin bir ölçünün sınırlarında deveran ediyor olduklarını kavrayacaklardı. Yani kendi isteğinin dışında gelmiş olduğu kainatta ALLAH merkezsiz kendini konumlandıramayacaktı. En nihayetinde insan da devlet de hayvan haşerat börtü böcek  de eşya da akıl fikir Ay Güneş uzay vs de  tevhidi  sünnetullahın  ışıltısında bizce  görünemeyen yerlere  doğru,  bizce bilinemeyen  durumlara doğru  akıp gitmede.  

         Bu açılardan bakan/bakabilen bir insandan  laik bir dünya görüşü beklemek yanlış olur hem de ona haksızlık olur. 

                                                                                                Özcan ATAR

37
0
0
Yorum Yaz