Sincan Kırgız Edebiyatı

2009-01-06 00:42:00

Aralık 2008 Cuma Sincan Kırgız Edebiyatı Tarihi   Kıtaları ve diyarları aşan göçmen Türk halkları, dillerini de kendileri gibi kıvrak bir yapıya sokmuşlardır. Tarihin akışı içerisinde farklı zamanlarda farklı şekillerde ve farklı alfabelerle, konuşma ve yazma ihtiyaçlarını karşılamışlardır. Her halde yerleşik halkların kurdukları medeniyetler farklı hususiyetleriyle kendine has zenginliklerini ortaya koyarken göçebe kültürüyle yoğrulmuş halklar da farklı iklimlerin süslerini yansıtmışladır. Yıl 1884. Çin egemenliğine giren Sincan Kırgızlarıyla, Rus egemenliği altına giren Kırgızlar birbirilerinden ayrılıyordu. Artık Sincan Kırgızları dünyası gerçeği vardı ortada. Tarihleriyle gündelik yaşamlarıyla, edebiyatlarıyla başlı başına bir dünya. İletişim teknolojisinin gelişmesiyle dünya iyice küçülüyor. "Globalleşme" kavramı artık gündelik konuşmalarımızın içerisinde aktif bir kullanılışa sahip ancak Çin içerisindeki Türk halklarının durumumu söz konusu olduğunda - doğal olarak Sincan Kırgızları hakkında da - sağlıklı bilgilere ulaşmak güç. Ahmet EGEMBERDİ Türk Dünyası dergisinde [1]Doğu Türkistan'ın durumu hakkında pek de iç açıcı bilgiler vermez. EGEMBERDİ bölgedeki nüfus ve sağlık sorunlarının dünya kamuoyundan saklandığını ortaya koyar. Doğu Türkistan'ın nüfusu farklı kaynaklarda farklı oranlarla açıklanır.[2] Bir kaynağa göre 40 milyon başka bir kaynağa göre 30 milyon. Başka bir kaynakta Kırgız nüfusu yüz yirmi bindir. 1980 yılı Çin istatistiki bilgilerine göre ise yüz dokuz bindir. [3] Kırgızların dört bin kadarı Aksu bölgesinin Köönö şehrinde, 3500 kadarı Aksu bölgesi Uçturgan şehr... Devamı

Uzak Kuzey Dağlarında

2009-01-06 00:40:00

  Batmakta olan güneşin şulesi yavaş yavaş kaybolurken koyu kırmızı bulutlar ak tepeli dağların etrafında dolanıp duruyordu. Dağ yamaçlarından gürüldeyerek aşağı bayıra doğru akmakta olan su, bahar havasına girmiş ağaçları yararak aralıyordu. Ağaç gölgesindeki ak çadır suyun dibine kondurulmuş çadırın hemen yanında ata binmek için hazırlanırken kart-kart geğirerek yolcu etmek için çıkan Krgalday eneye döndü: -Gelininizin hastalığı sadece sıcak çarpmasındnmış dünürüm. Ateş gibi sıcak bir suya girsin! Suya bir iki girse iyileşir diyerek Kargalday Ene’nin gönlüne su serpti. Kargalday Ene iki gözü yiyecekle dolu keybeyi Moldabay’ın atının üzerine koyarken Moldabay onun nefesine olan güvenle şçyle dedi: -Çocuklarımın hayrını gör. Allah yolunu açık etsin. Bu küçük hediyeleri yeğenlerim yesin. Sağlık sıhhatin oldukça daha...Kargalday Enenin sözü bitmiyordu. Moldobay gülerek : - Zahmet oldu dünürüm Ha ha ha! Böylece nefesi en tesirli üfüeükçülerden birisi daha uzaklaşıp gitti. Hastalıklı Salkın her gelenin söylediklerini uygulayarak daha bir gücünü kaybetti. Salkın hastalanıp yattığından beri Kargalday Ene eli hafif üfürükçüleri bir biri ardına çağırıyordu. Ne yapsın? Onun biricik tek gelini. Onun için üfürükçülerden elinde olanı esirgemezdi ancak üfürükçüler okusalar da tütsüleseler de Salkın’ı bir türlü iyileştiremiyorlardı. Demek Salkın bir ruh hastası değildi. Artık bunu evde yaşayan üç insan kendi gözleriyle şahit olmuşlardı. Esen ile Salkın köydeki hastanenin uzaklığını göze alarak gitmeye karar... Devamı